Tutuklama

arrest-lawyer

Özet

Tutuklama, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ila 108’inci maddeleri arasında düzenlenen, suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe bulunan kişinin sahip olduğu hürriyetin, kaçmasını veya delilleri karartmasını engellemek amacıyla kısıtlanmasını doğuran bir koruma tedbiridir. Kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkının en büyük kısıtlaması olduğundan çok sıkı şartlara bağlıdır.

Yazımızda, öncelikle koruma tedbiri ve tutuklamanın ne olduğunu, daha sonra tutuklama kararının ve karara itirazın nasıl olduğunu, özel tutuklama hallerini, tutukluluğun nasıl denetlendiğini ve sona ermesini, son olarak da haksız tutuklama söz konusu olduğunda kişinin zararını tazmin etmek için başvuracağı yolları incelenmiştir.

Koruma Tebdiri Olarak Tutuklama Kurumu

I. Koruma Tedbiri Kavramı

Koruma tedbirleri, ceza yargılamasının yapılması veya yargılama sonucunda ortaya çıkacak olan kararların kağıt üzerinde kalmaması için kararı verecek olan yetkili makamların geçici olarak başvurduğu ve nihai karardan önce birtakım temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan önlemlerdir. Koruma tedbirleri, kanunilik ilkesi gereği kanunla düzenlenmelidir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 90 ila 144’üncü maddeleri arasında koruma tedbirleri düzenlenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre başvurulabilecek koruma tedbirleri yakalama, gözaltı, tutuklama, adli kontrol, arama, el koyma, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı görevlendirmesi ve teknik araçla izlemedir. Koruma tedbirleri, maddi gerçeğe ulaşılması için kullanılan bir araçtır, geçicidir. Koruma tedbiri kararları ölçülülük ilkesine uygun olarak verilmelidir.

II. Tutuklama Nedir?

“Tutuklama, suç işlediği yönünde kuvvetli şüphe bulunan kişinin sahip olduğu hürriyetin, kaçmasını veya delilleri karartmasını engellemek ve hükmün infazını mümkün kılmak amacıyla kesin hüküm verilmeden önce hakim kararıyla kısıtlanmasıdır.” Hakkında tutuklama tedbirine karar verilen kişinin suçu işlediği henüz sabit değildir. Tutuklama, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğurduğundan çok sıkı şartları vardır.

Tutuklama, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ila 108’inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Öğretide tutuklamanın birçok farklı tanımı yapılmıştır. KUNTER/YENİSEY’e göre tutuklama, muhakeme hukuku açısından zorunlu hallerde hakimin verdiği karara dayanılarak cezaya mahkum olmadan kişi hürriyetinin kaldırılması, diğer bir söyleyişle tutuk durumuna sokulmasıdır. GÖLCÜKLÜ’ye göre, gerek soruşturmanın selameti, gerekse genel emniyet mülahazalarıyla başvurulan bir tedbirdir. YURTCAN’a göre tutuklama, bir yargıç kararıyla Anayasada ve yasada belirtilen koşulların gerçekleşmesiyle bir kişinin henüz suçluluğu hakkında kesin karar verilmesinden önce özgürlüğünün kaldırılmasıdır. ÖZBEK’e göre tutuklama, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanığın özgürlüğünün hâkim kararı ile sınırlandırılarak cezaevine konulmasıdır.

III. Tutuklamanın Amacı ve Hukuki Niteliği

Tutuklamanın hukuki niteliği, kişi hürriyetini, kesin hükümden önce kaldıran ceza muhakemesi hukukundaki en ağır koruma tedbiri olmasıdır. Anayasa’nın 19’uncu maddesinin üçüncü fıkrasında; “Tutuklama tedbiri ancak zorunlu durumlarda başvurulabilen bir koruma tedbiridir.” hükmüne yer verilmiştir. Tutuklamanın iki amacı vardır. Şüphelinin veya sanığın yargılamada hazır bulunmasının sağlanması ve kararın uygulanmasının garanti altına alınması ile delillerin korunmasıdır. Tutuklama kararı verilirken Ceza Muhakemesi Hukuku’na hakim olan ilkelerden masumiyet karinesi, ihtiyarilik, ölçülülük ilkelerine uyulmalıdır.

Tutuklama Kararı

I. Tutuklamanın Şartları Nelerdir?

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinde; “kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde kişinin özgürlüğü kısıtlanabilir.” şeklinde tutuklama kararı verilebilmesi için gereken şartlar sayılmıştır. Anayasa’nın 19’uncu maddesinin üçüncü fıkrasında da tutuklamanın şartları; “Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 101’inci maddesinde tutuklamanın şartları; “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını, tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Öğretide tutuklamanın şartları, maddi ve şekli şartlar olarak ikiye ayrılır. Tutuklamanın maddi şartları; kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve tutuklama nedeninin bulunmasıdır. Tutuklamanın şekli şartları ise; tutuklama yasağının bulunmaması, muhakeme şartının gerçekleşmesi, şüpheli veya sanığın huzurda bulunması, güvence belgesi verilmemiş olması ve hakim veya mahkeme kararının bulunmasıdır. Tutuklama nedenleri; şüphelinin kaçma şüphesinin bulunması, şüpheli veya sanığın davranışları, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ihtimali ve tutuklunun tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapması sayılabilir.

II. Tutuklama Kararı Nasıl Verilir?

Tutuklama kararı sadece hakim veya mahkeme tarafından verilebilir. İstisnası söz konusu değildir. Tutuklama kararını soruşturma aşamasında yetkili ve görevli sulh ceza hakimi verir. Hakim tutuklama kararını soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının tutuklama istemini üzerine verir. Kovuşturma aşamasında ise tutuklama kararını resen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine verir. Suça sürüklenen çocuklar açısından soruşturma evresinde tutuklama kararı verme yetkisi, çocuk hakiminde değil sulh ceza hakimindedir.

Soruşturma evresinde, sulh ceza hakimi tutuklama kararı vermeden önce Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147’nci maddesine göre şüpheliyi sorguya çekmek zorundadır. Sulh ceza hakiminin ya da mahkemenin tutuklama kararını vermeden önce şüpheli veya sanığı bizzat dinlemesi ve tutuklamayla ilgili her şeyi incelemesi gerekir. Kural olarak kişinin yokluğunda tutuklama kararı verilemez. Ama Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 248’inci maddesine göre kaçak kişiler hakkında yokluklarında tutuklama kararı verilebileceği istisna olarak düzenlenmiştir.

Soruşturma evresinde şüphelinin sorgusunun yapılması ve tutuklama kararı verilmesi ile ilgili olarak gerçekleştirilen işlemler hakkında sorgu zaptı düzenlenir. Şüphelinin sorgu şekli, tutuklama kararı ve gerekçeler sorgu zaptında bulunmalıdır. Tutuklama kararı gerekçeli olmalı, karar verilirken sanık veya şüphelinin müdafisi olması ve kararın Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki şekle uygun olması gereklidir. Ayrıca Anayasa’nın 19’uncu maddesinin dördüncü fıkrasına göre, hakkında tutuklama kararı verilen kişilere tutuklamaya ilişkin olan sebepleri ve haklarında isnat edilen iddialar yazılı olarak bildirilir. Ancak yazılı bildirimin o anda yapılması mümkün değilse tutuklanan kişinin yüzüne karşı bildirilir.

III. Tutuklama Kararının Yerine Getirilmesi

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 36’ncı maddesine göre tutuklama kararının infazı Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından gerçekleştirilir. Tutuklama kararının yerine getirilmesiyle ilgili ayrıca Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bir düzenleme yoktur. Tutuklama kararının yerine getirilmesi Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 111’inci ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

Tutuklama kararının infazı için herhangi bir zaman sınırlaması bulunmamakla birlikte gece, gündüz, hafta sonu, hafta içi, bayram günlerinde tutuklama kararı yerine getirilebilir. Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. Ama Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 118’inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan haller ile yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda bu hüküm uygulanmaz. Tutuklamaya ilişkin karar mahkemece tutukluyla birlikte Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Cumhuriyet Başsavcılığınca da havale ya da üst yazı ile ceza infaz kurumuna gönderilir. Böylece tutuklama kararının yerine getirilmesi başlar. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu’nun 111’inci maddesine göre tutuklanan şüpheli veya sanık, kural olarak ceza infaz kurumunda bulunan tutukevlerinde konulurlar ancak fiziki şartların elvermediği hallerde diğer ceza infaz kurumlarının buna yönelik ayrılan kısımlarında konulurlar.

IV. Tutuklama Süresi Ne Kadardır?

Tutuklama kararından sonra tutukluluğun devamına ve tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararlar ile tutukluluk süreleri uzatılabilmektedir. Soruşturma evresindeki tutuklama kararı süreleri Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102’nci maddesinde; “Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Kovuşturma evresindeki tutuklama süresi ile ilgili Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102’nci maddesinde; “Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez.” hükmüne yer verilmiştir.

Tutukluluğun makul süreden uzun olması, kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkını güvenceye bağlayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırıdır. Tutukluluğun devamına karar verilirken devam kararlarının gerekçeli olması gerekir.

V. Tutuklunun Hakları

Tutuklunun kendi giysisini taşıma hakkı, müdafi yardımından yararlanma hakkı, ziyaretçi kabul ve haberleşme hakkı, çalışma hakkı, eğitim hakkı, ibadet hakkı, radyo, televizyon yayınları ile internet olanaklarından yararlanma hakkı, mektup, faks ve telgrafları alma ve gönderme hakkı, beslenme ve tedavi hakkı, kütüphaneden yararlanma hakkı, yakınlarıyla görüşme hakkı, dışarıdan gönderilen hediyeyi kabul etme hakkı, tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi hakkı vardır.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 114’üncü maddesine göre; “Tehlikeli halde bulunan, tehlike arz eden, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme tehlikesi bulunan, soruşturmanın geleceği veya bulunduğu ceza infaz kurumunun güvenliği açısından risk oluşturan, suçun tekrarını olası kılan davranışlar sergileyen tutuklulara soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde hakim veya mahkemesince bazı tedbirler uygulanması söz konusudur. Bu tedbirler; tutuklu kişinin kamera ile izlenen bir odada katı kurallar altında yalnız başına kalması, tutuklunun dış dünyayla ilişkisinin, ziyaretçi kabul ve haberleşme hakkının belirli bir süre kısıtlanması, tutuklunun kendisine veya başkalarına zarar verici davranışları varsa, buna özel hazırlanmış ve kamera ile izlenen bir odada yalnız başına kalması, tutuklunun saldırgan davranışlar göstermesi halinde belli bir süre kelepçelenerek hareket etmesinin kısıtlanması, tutuklunun yüksek güvenlikli başka bir kuruma nakledilmesidir.” şeklinde hükme bağlanmıştır.

Özel Tutuklama Halleri

I. Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki Özel Tutuklama Halleri

Tanıklık ve yeminden sebepsiz çekilme söz konusu olursa Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 60’ıncı maddesine göre; “Yasal bir sebep olmaksızın tanıklıktan veya yeminden çekinen tanık hakkında, bundan doğan giderlere hükmedilmekle beraber, yemininin veya tanıklığının gerçekleştirilmesi için dava hakkında hüküm verilinceye kadar ve her hâlde üç ayı geçmemek üzere disiplin hapsi verilebilir. Kişi, tanıklığa ilişkin yükümlülüğüne uygun davranması halinde, derhâl serbest bırakılır.” şeklinde özel tutuklama hali söz konusu olur.

Zilyedin tutulması ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 124’üncü maddesinde: “123’üncü maddede yazılı eşya veya diğer malvarlığı değerlerini yanında bulunduran kişi, istem üzerine bu şeyi göstermek ve teslim etmekle yükümlüdür. Kaçınma hâlinde bu şeyin zilyedi hakkında 60 ıncı maddede yer alan disiplin hapsine ilişkin hükümler uygulanır. Ancak, şüpheli veya sanık ya da tanıklıktan çekinebilecekler hakkında bu hüküm uygulanmaz” şeklinde özel tutuklama hali olarak düzenlenmiştir.

Duruşma düzenini bozan kişi hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 203’üncü maddesinde; “Kişi dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hâkim veya mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhâl dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmaz.” hükmüyle özel tutuklama hali söz konusu olur.

Duruşma sırasında suç işlenirse Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 205’inci maddesiyle; “Bir kimse, duruşma sırasında bir suç işlerse, mahkeme olayı tespit eder ve bu hususta düzenleyeceği tutanağı yetkili makama gönderir; gerek görürse failin tutuklanmasına da karar verebilir.” hükmüyle özel tutuklama hali düzenlenir.

II. Suçluların İadesinde Tutuklama

Suçluların iadesi, bir devletin ülkesinde işlemiş olduğu suçtan dolayı şüpheli veya sanık olan ve bir başka devletin ülkesinde bulunan bir kişinin, hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması ya da bu kişi hükümlü ise hakkında hükmedilen cezanın infaz edilmesi amacıyla yetkili bir devlet tarafından yapılan kişinin iadesine ilişkin istek üzerine bu devlete teslim edilmesini öngören adli ve siyasi bir işlemdir. Suçluların iadesi 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu’nda düzenlenmiştir.

Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu’nun 10’uncu maddesinde; “kişi başka bir ülkede suç işlemesi sebebiyle hakkında ceza soruşturması yürütülüyorsa veya yargılaması başlatılmışsa veyahut yargılama sonunda mahkumiyet almışsa bu kişi hakkındaki soruşturma ve kovuşturmanın tamamlanması ya da mahkumiyet kararının infaz edilebilmesi için iadesi talep edilmesi halinde talep eden devlete iade edilebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu’nun 14’üncü maddesine göre iade talebine konu olabilecek bir suçun işlendiğinin kabulü için kuvvetli şüphe bulunması halinde iade talebinin Merkezi Makama ulaşmasından önce, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşma hükümleri veya mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde ilgili devletin talebi ve Merkezi Makamın uygun bulması üzerine kişi geçici olarak tutuklanabilecektir. Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu’nun 14’üncü maddesinin dördüncü fıkrasında; “Milletlerarası antlaşma hükümlerine göre geçici tutuklamanın süresi belirlenir. Mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde iadeye konu olan kişi, en fazla kırk gün süreyle geçici olarak tutuklanabilir.” hükmüne yer verilmiştir.

III. Kabahatler Kanunu’na Göre Özel Tutuklama Halleri

Kabahatler Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde göre kamu görevlisine kimliği hakkında açıklamada bulunmaması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla kimliği belirlenemeyen kişi hakkında Cumhuriyet savcısı tarafından göz altına alma ve gerektiği anda tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır. Bu özel tutuklama halinin sebebi, kimliğin belirlenememesi olduğundan kişinin kimliği belirlenmesi ile tutukluluğa son verilir.

Tutukluluğun Denetlenmesi ve Sona Ermesi

I. Tutuklamaya Karşı Kanun Yolu

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 101’inci maddesinin beşinci fıkrasına göre tutuklamaya ilişkin ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlara itiraz edilebilir. Şüpheli veya sanık, soruşturma veya kovuşturma evrelerinin her aşamasında salıverilmeyi isteyebilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260’ıncı maddesinde; “Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.” hükmüne yer verildiğinden maddede sayılan kişiler itiraz kanun yoluna başvurabilir. Hakim veya mahkeme tarafından, şüpheli veya sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilir. Bu karara karşı da itiraz yolu açıktır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 105’inci maddesinde; “Salıverilme talebi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından dosya üzerinden yapılacak inceleme ile verilir. Bu karar istem üzerine verilebileceği gibi, re’sen de verilebilir.” hükmüne yer verilmiştir. Hakim veya mahkeme kararına itiraz, aksi yönde düzenleme bulunmayan durumlarda ilgililere kararın bildirilmesinden itibaren yedi gün içerisinde, kararı veren merciiye dilekçe sunarak veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunarak yapılabilir. Bunun istisnası Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 263’üncü maddesinde; “Tutuklu kişi, zabıt katibine veya bulunduğu ceza infaz kurumu müdürüne beyanda bulunarak veya beyanlarını içeren dilekçe ibraz ederek kanun yollarına başvurma hakkını kullanabilir.” hükmüne yer verilmiştir. Kararına itiraz edilen hakim veya mahkeme, itirazı uygulu bulmazsa en fazla 3 gün içerisinde yetkili merciye haber verir. Makul sürede karar verilmezse Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141’inci maddesinin d bendine dayanarak kişi maddi ve manevi zararlarının tazminini devletten talep edebilir.

II. Tutukluğun Yetkili Merci Tarafından Denetimi

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 108’inci maddesinde; “Tutukluluğa devam etmenin gerekli olup olmadığı, soruşturma evresinde şüphelinin tutuklu bulunduğu süre içinde en çok otuzar günlük sürelerle şüphelinin veya Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hakimi tarafından incelenir.” hükmüne yer verilmiştir. Tutuklu devam eden bir soruşturma veya kovuşturma sürecinde şüpheli veya sanığın tutuklanmasını gerekli kılan tutuklama koşul ve nedenlerinin halen varlığını devam ettirip ettirmediğine bakılması gerekir. Soruşturma evresinde eğer bütün deliller toplanmışsa ve kaçma şüphesi de yoksa suçu işlediğine dair yeterli şüphe mevcut olsa da Cumhuriyet savcısı tutukluyu serbest bırakabilmelidir. Tutukluluğun devamı hakkında verilecek olan her karar yeni bir tutuklama kararı hükmündedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinin dördüncü fıkrası, tutukluluğa itirazın yargı merci önünde yapılan duruşmalarda etkin olarak incelenmesi hakkını temin etmekte olup tutuklu kişi, bu hakkını düzenli olarak kullanabilmelidir. Anayasa Mahkemesi’nin görüşüne göre de Anayasa’nın 19’uncu maddesine dayanarak tutuklu bulunan şüpheli veya sanığın makul süre içinde yargılanmayı, soruşturma veya kovuşturma esansında salıverilmeyi talep etme hakları vardır.

III. Tutuklamanın Sona Ermesi

Tutuklama, tutuklama şart ve nedenlerinin mevcudiyetine bağlı olarak karar verilen geçici nitelikte bir koruma tedbiri olduğundan, bu şart ve nedenler ortadan kalktığı anda tutuklamaya son verilmelidir. Tutuklama kararını vermeye yetkili olan makamın kararı kaldırmaya da yetkilisi vardır.

Tutuklama kararını veren hâkim veya mahkeme Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 108’inci maddesindeki sürelere bağlı olarak veya itiraz üzerine tutukluluk halini gözden geçirebilir. Ayrıca tutuklama şartlarının devam edip etmediğini gerektiğinde resen de inceleyebilir. Tutuklama kararının geri alınmasında asıl önemli olan tutuklamanın kaldırılması için yeterli nedenin bulunup bulunmadığı değil tutuklamanın devamı için yeterli sebebin olup olmamasıdır.

Soruşturma aşamasında tutuklama kararını vermeye yetkili olan hakim veya mahkeme tutukluyu resen tahliye edemez. Soruşturma aşamasında itiraz üzerine ya da 30 günlük inceleme süreleri içinde dosya tutukluluk kararı verilmek üzere sulh ceza hakimi önüne gelir. Sulh ceza hakimi kendiliğinden tutuklu hakkında karar veremez. Tutuklamanın sona erdirilmesi hususunda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103’üncü maddesinin ikinci fıkrasında; “Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol kararı verilerek tutuklunun tahliye edilmesini mahkemeden isteyebileceği gibi, tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi resen serbest de bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır.” hükmüne yer verilerek savcıya da yetki verilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında; “Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulu da salıverilme talebi hakkında dosya üzerinden karar verebileceği gibi, re’sen de karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Tutuklu sanık hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223’üncü maddesine göre beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararlarından biri verilirse tutuklama sona erer. Yargılama konusu suç için öngörülmüş azami tutuklama süresi dolarsa da tutuklama sona erer. Ayrıca tutuklu kişinin ölümü de tutuklamayı sona erdiren nedenlerden biridir.

IV. Tutuklunun Salıverilmesi / Tahliyesi

Tutukluluk halinin son verilmesi kararı yazılı olarak verilir ve karar veren mercii bu kararı tutukevine en kısa sürede gönderilmesi için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Cumhuriyet Başsavcılığı da bu kararı UYAP üzerinde tutukevinin bulunduğu idareye gönderir ve şüpheli veya sanık derhal salıverilir. Kişi hakkındaki tutuklama kararı kaldırıldığında salıverilmezse kişi hürriyetinin ihlali söz konusu olur. Tutuklunun derhal salıverilmemesinden dolayı Türkiye aleyhine AİHM tarafından verilmiş ihlal kararları vardır.

Salıverilenin çeşitli yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülükler; serbest bırakılmadan önce şüpheli veya sanığın yetkili adli merciye veya bulunduğu cezaevinin müdürüne kendi adresini ve varsa telefon numarasını iletme yükümlülüğü ile gerçekleşebilecek her türlü adres değişikliklerini bildirme yükümlülüğüdür.

Haksızlığın Giderilmesi

I. Haksız Tutuklama Sebebiyle Tazminat

Kişilerin özgürlük ve güvenliklerine yönelik bir müdahale olan tutuklama, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesine, Anayasa ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir. Bu hükümlere uymadan yapılan bir tutuklama hukuka aykırı tutuklamadır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141’inci maddesine göre hakkında haksız tutuklama kararı verilen kişinin devletten tazminat istemesi mümkündür. Maddi ve manevi tazminat isteyebilmesi mümkündür. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141’inci maddesinde; “Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, c) Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan, g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, h) Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan, Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.” hükmüne yer verilerek hangi koşullarda tazminat istenebileceği düzenlenmiştir.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141’inci maddesindeki şartlar gerçekleşirse, zarara uğrayan kişi tazminat isteyebilir. Tazminat istemek için olan başvuru süresi Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 142’nci maddesinin birinci fıkrasında; “Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.” hükmüne yer verilerek belirlenmiştir. Tazminat istemi görevli ve yetkili mahkemeye sunulacak dilekçe ile yapılır. Görevli ve yetkili mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 142’nci maddesinde; “İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır.” şeklinde belirlenmiştir.

Tazminat isteyemeyecek kişiler; Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 144’üncü maddesinde; “Kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden aşağıda belirtilenler tazminat isteyemezler: Tazminata hak kazanmadığı hâlde, sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hâle dönüşenler, Genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilen veya kamu davası geçici olarak durdurulan veya kamu davası ertelenen veya düşürülenler, Kusur yeteneğinin bulunmaması nedeniyle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilenler, Adlî makamlar huzurunda gerçek dışı beyanla suç işlediğini veya suça katıldığını bildirerek gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına neden olanlar.” şeklinde hükme bağlanmıştır.

II. Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlayan, kendine has bir hak arama yoludur. İç hukuk yollarının sonuncusudur. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’ne göre; Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun konusu, Anayasa’da güvence altına alınan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye’nin taraf olduğu buna ek protokoller kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerdir. Kişiler, burada düzenlenen hak ve hürriyetlerinin devlet tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir.

Anayasa’nın 19’uncu maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı düzenlenmiştir. Tutuklama, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına müdahalede bulunan en ağır koruma tedbiridir ve haksız yere tutuklandığını ileri sürerek kişi özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia eden kişi bireysel başvuru yoluna gidebilir., Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının sınırlandırılması Anayasa’ya, Ceza Muhakemesi Kanunu’na ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı şekilde gerçekleşirse bireysel başvurunun konusunu oluşur. Bireysel başvurun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi; tutuklama sonucu kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilmesini incelerken, kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenlerinin varlığı, makul sürenin aşılıp aşılmadığı ve tutuklama kararına itiraz halinde itiraz mercii önündeki usule aykırı işlemler gibi yönleri değerlendirir. Anayasa Mahkemesi, ilk kriter olarak tutuklamanın kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığına bakar. Bulunduğunu tespit ederse bu defa ikinci kriter olan kuvvetli suç şüphesinin mevcudiyetini incelemekte, kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığını belirlediğinde ise başvurucunun hukuka aykırı bir şekilde tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varmakta ve tutuklama nedeninin bulunup bulunmadığı yahut tedbirin ölçülülüğü hususlarını değerlendirme dışında bırakmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın denetiminde tedbirin ölçülülüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 13’üncü maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların “ölçülülük” ilkesine aykırı olamayacağının belirtildiğini, Anayasa’nın 19’uncu maddesinin üç numaralı fıkrasında yer alan “tutuklamayı zorunlu kılan” ibaresiyle de tedbirin ölçülü olması gerektiğine işaret edildiğini ifade etmektedir. Mahkemeye göre ölçülülük ilkesi; “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik, öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını; gereklilik, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını; orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

Anayasa Mahkemesi’ne göre tutuklama tedbirinin orantılı kabul edilebilmesi için tutuklamaya alternatif diğer koruma tedbirlerinin yeterli olmaması gerekir. Tutuklamaya göre temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan adli kontrol yükümlülüklerinin ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından yeterli olması hâlinde tutuklama tedbirine başvurulmamalıdır.

Anayasa Mahkemesi, hürriyeti kısıtlanan kişinin durumu hakkında karar verilmesini talep etmesi halinde bu talebin karara bağlanması için kısa sürede karar verilmesinin şart olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına atıf yaparak denetimin gereken süratle yapılıp yapılmadığının ise derece mahkemelerinin gösterdiği özen, tutulan kişinin tutumlarının gecikmeye sebebiyet verip vermediği, gecikmenin resmi makamların sorumluluğunda olup olmadığı gibi davanın kendi özel koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir.

Anayasa Mahkemesi; tutuklu şüpheli, sanık veya müdafilerinin dinlenilmesi suretiyle yapılan ve ret kararıyla sona eren tahliye talebi incelemesi ile talebin reddine itiraz üzerine yapılacak denetimin arasında makul kabul edilebilecek bir süre varsa itiraz denetiminde tutuklunun veya müdafinin dinlenilmesinin şart olmadığını, ayrıca tutukluluk incelemesinde tarafları dinleyen yargısal merciin bu dinleme sürecini de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesine uygun bir şekilde sürdürmesi gerektiğini ve müdafinin yanı sıra talebi bulunuyorsa tutuklunun da huzurda olmasının elzem olduğunu söylemektedir.

III. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesine göre, herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Özgürlük ve güvenlik hakkı; kişinin, keyfi olarak tutuklama, yakalama, gözaltına alınma ve cezalandırılma işlemleriyle karşılaşmaması ve bu şekilde hareket özgürlüğünün kısıtlanmaması hakkıdır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinde özgürlük ve güvenlik hakkının hangi hallerde sınırlandırılabileceği; “Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz: a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması; 8 b) Kişinin, bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara uymaması sebebiyle veya yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması; c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması; d) Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir karar gereği tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yasaya uygun olarak tutulması; e) Bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek amacıyla, hastalığı yayabilecek kişilerin, akıl hastalarının, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılarının veya serserilerin yasaya uygun olarak tutulması; f) Kişinin, usulüne aykırı surette ülke topraklarına girmekten alıkonması veya hakkında derdest bir sınır dışı ya da iade işleminin olması nedeniyle yasaya uygun olarak yakalanması veya tutulması.” şeklinde belirlenmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinin iki ve devamı fıkralarında; “Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir dilde bildirilmesi zorunludur. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görev yapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunlu olup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilerek özgürlük ve güvenlik hakkı ihlal edilen kişilerin tazminat isteme hakkı olduğunu belirtmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tutuklamanın hukukiliğinin denetimini yaparken, suç işlendiğine dair makul şüphenin varlığı olmasını, tedbirin iç hukukta hukuki bir dayanağının bulunup bulunmamasını, tedbirin keyfi olup olmadığını ve ölçülülüğünü incelemektedir.

Haksız tutuklama sebebiyle, iç hukuk yolları tüketildikten sonra 6 ay içinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle devlete karşı bireysel başvuru yapılabilir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda, başvuranın yakalanması ve tutuklanması sırasında, ilgilinin suç işlediğine dair hakkında şüphelenilmesini sağlayacak inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığına bakarak, eğer objektif birini ikna edecek kadar şüphe söz konusu değilse Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını tespit ederken, Türk hukukundaki gibi gün, ay, yıl gibi azami bir süre öngörmemiştir ve tutukluluk süresinin makul olup olmadığını somut olayın özelliklerine göre değerlendirmektedir. İki yıl dört ay süren tutukluluk süresinin makul olmadığına karar verirken, üç yıl beş ay süren tutukluluğun somut olayın özelliklerine göre makul olduğuna karar verebilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranın yargılama öncesi tutukluluk süresi beş yıl üç ay sürmüş olduğu bir davada bu kadar süreyi makul sürenin üzerinde sayıp ihlal saymıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tutukluluk denetiminin tutuklu kişinin yetkili yargısal mercii huzuruna çıkarılarak yapılması gerektiğini ve güvencenin silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin bir unsuru olduğunu ifade etmektedir. Tutuklunun tahliye taleplerinin veya tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararlara itirazlarının her birinin incelemesinde tutuklu, müdafii veya savcının dinlenilmesi gerekmeyecek, ancak belirtilen kişilerin dinlenildiği son tutukluluk incelemesinin üzerinden makul bir süre geçmişse bundan sonra yapılacak ilk denetimde bu kişilerin yeniden huzura alınması gerekecektir.

Sonuç

Tutuklama kararının Ceza Muhakemesi Kanunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’ya uygun olarak verilmesi gerekir. Yoksa temel hak ve özgürlüklerden kişi güvenliği ve özgürlüğü hakkının ihlal edilmesi hukuk devletinin varlığını tehlikeye sokar. Kamunun keyfi bir şekilde kişiler hakkında tutuklama kararı vermesi, Anayasa’ya da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de aykırıdır. Son çare olarak tutuklama kararı verilmelidir. Ayrıca kişi tutukluyken tutukluluğa itiraz kararları iyi incelenerek ve sanık veya şüpheli dinlenerek tutukluluğun devamı kararları verilmesi gerekir. Sulh ceza hakimleri ve mahkemeler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uygun şekilde karar vermeli, bireylerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale etmemelidir.

KAYNAKÇA

  • ÖZCAN, Burhan; Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama, 2018, İstanbul
  • GÜMÜŞÖZ, Ece; Tutuklama, 2018, İstanbul
    MINGIR, İsmail; Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama, 2015, Yalova
  • BOZTOPRAK, Atilla; Bir Koruma Tedbiri Olarak Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama, 2014, Ankara
  • ÇUBUKLU, Nazlı; Ceza Yargılaması Hukukunda Tutuklama, 2015, Ankara
  • SAĞLAM, Cihan; Türk Hukukunda Tutuklama, 2015, İstanbul
  • YETİŞTİRİCİ, Volkan; Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbiri Olarak Tutuklama, 2013, İzmir
  • ÖZTÜRK GÜNAY, Selma; Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Kararları Işığında Tutuklama, 2019, İstanbul
  • ADIYAMAN, Hüseyin Ozan; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Işığında Türk Hukukunda Tutuklama, 2019, Kırıkkale
  • KAHRAMAN, Recep; Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama, 2012, İstanbul
  • AKCAN, Medet; İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları Çerçevesinde Türkiye’de Tutuklama, 2015, Konya
  • AKPINAR, Erdem; Tutuklama, 2012, İstanbul
  • FERMANOĞLU, Mahmut, Koruma Tedbirlerinden Tutuklama, 2013, Gaziantep

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.